istatistik

15 Şubat 2012 Çarşamba

Fesleğenli Sos/Hardallı Sos

Bilen bilir, türkiyede sadece Cevahir AVM de bulunan Carl's Jr. un sosları ve hamburgerleri muhteşemdir. Yıllarca Mc'i King'i hamburger sandık taa ki Carl's yiyene kadar. Yüzde yüz dana eti hamburgerleri ve sınırsız soslarıyla kesinlikle çok iyiler. Özellikle fesleğenli sosu harika!!!

İçinde olabileceğini düşündüğüm malzemelerle sosu yaptım. Orjinalinin içinde illaki bir farklılık vardır ama biz test ettik onayladık!! Kesinlikle benziyor. . Bu soslar evde yaptığınız patates kızartmalarına, cips yanına da güzel oluyor.

çıtır tavuk tarifimle de uyumlu... deneyin beğeneceksiniz...


Fesleğenli sos
malzemeler;
5 yemek kaşığı yoğurt
3 y. k. mayonez
3 y.k. sirke
2 diş sarımsak (iyice dövülmüş)
1 tatlı kaşığı fesleğen
1 tatlı kaşığı kırmızı biber
biraz tuz, biraz k.biber

Hardallı sos
malzemeler;
eşit oranlarda hardal, mayonez, yoğurt




11 Şubat 2012 Cumartesi

Erik Marmelatlı Kek


Geçtiğimiz yaz iki şişe erik marmelatı yapmıştım şişelerden birinin kıvamı güzel, kahvaltıda tüketiyoruz.. Ama bir tanesini bilemiyorum neden biraz sulu yapmışım. Heralde sabırsızlanıp altını erken kapattım. Reçel olarak güzel değil, rengide çok koyulaşmadı tadı da...

Atamayacağım için kek olark değerlendireyim dedim. Kek konusunda iyiyimdir, terlikten bile kek yapabilirim o derece. Özellikle doğaçlama evde ne varsa kekleri pişirmeye bayılırım. Kek dediğimiz şeyin ana malzemesi belli çünkü.. Üstüne ekstra malzeme eklediğinizde "O" lu kek olur çıkar.

Bunu da öyle yaptım, tadı süper oldu tavsiye ederim.

Normalde ölçü kullanmıyorum ama bloga ekleyeceğim için malzemelerin hepsini aşağıdaki kupayla ölçtüm.




malzemeler;

  • 3 yumurta
  • 1 bardak şeker ( bardak ölçüm; yandaki kupa )
  • yarım bardak sıvı yağ
  • yarım bardak süt
  • 2 bardak elenmiş un
  • 1 kabartma tozu 1 vanilya
  • 1/2 bardak marmelat
  • üstüne pudra şekeri

Önce yumurtaları ve şekeri bir kapta çırpın. Üstüne yağ ve sütü ekleyin. İyice karıştırın. Uzun zamandır mikser yerine çırpma teli kullanıyorum. Çırpma telinin kekin güzel olmasında önemli bir katkısı var.
Daha sonra elenmiş unu, k.tozunu ve vanilyayı katın. Bunları tahta kaşıkla karıştırın ama çok fazla değil..
Benim bunda yaptığım gibi hamurla homojen karıştırmak yerine direk içinede karıştırabilirsiniz ama üstten dökerseniz içinde dalgalar halinde kalır daha güzel görünür. Keşke öyle yapsaydım...
Kalıbı yağlayıp biraz unu serpin (kekin kolayca çıkabilmesi için) Karışımı kalıba döküp en son marmelatı karışımın üstünden gelişi güzel dökün. 165 derece ısıda fırında, güzelce kabarıp üstü kızarana kadar pişirin.

Kekin pişip pişmediğini keke bir bıçak saplayarak kontrol edebilirsiniz. Bıçak temiz çıkıyorsa kek pişmiş demektir. Marmelat denk gelirse kaale almayın ;)

9 Şubat 2012 Perşembe

Fırında Kabuklu Dilim Patates

- 1 kilo ufak taze patates

ben eski patatesten de yapıyorum biraz zorlayınca oluyor ;)
- 3 yemek kaşığı tereyağ
- çeşitli baharatlar
- tuz, karabiber
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı

Fırını önceden 220 derecede ısıtın. Bir fırın tepsisini yağlı kağıt ile kaplayın. Patateslere şekildeki gibi bıçakla dilimler yapın. Aralara tahta bir kaşık sokarak, dilimler kopmadan biraz daha aralamaya çalışın. Patatesleri fırın tepsisine yerleştirin. Üzerlerine çok hafif zeytinyağı serpiştirin, tuzunu ve karabiberini de ekleyin. Her birinin üzerine ufak bir parça tereyağı koyun. Çatalla kontrol ederek kıvama gelene kadar pişirin. İçi pişmiş dilimin dışı hafif çıtır olacak, kıvam bu!

Çok az bile olsa çiğ kalırsa kötü bir tadı olur..


bu da sömestr eğlencemiz, penceremizden eve misafir yaptık kar eriyene kadar bizimleydi..

2 Eylül 2011 Cuma

MOTORLA KUZEY EGE-ÇANAKKALE 3.bölüm Kaz dağları/Hasan boğuldu - assos/kadırga koyu

YAZININ 1. BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN BURAYA..
2. BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.



Ayvalıktaki son gün Şeytan Sofrasının olduğu tarafta BADAVUT diye bir koya gittik. Bildiğin yazlıkçı mekanı.
Bana Çınarcık, Yalovayı anımsatan bir havası vardı.



Cumartesi sabah erkenden pılıyı pırtıyı toplayıp, kampingtekilerle vedalaşıp yola düştük.
Yolda ve Ayvalıkta birtürlü yakamızı bırakmayan rüzgar
biraz olsun durulmuştu.
Burhaniye yolundan Edremit'e vardığımızda merkeze girip kahvaltı edecek bir yerler aradık.
Ortada bir çay bahçesi bulup, birer tost-çayla kahvaltı ederek yola devam ettik. Edremit'ten Akçay'a giderken, sağ koldan Zeytinli yoluna saparak Kaz dağlarında bir mola daha vermek istedik. Aslında kahvaltı yapmak yerine, biraz daha bekleyip Kaz dağlarında dere kenarında kuyu kebabı yemeyi düşünüyorduk ama Kaz dağlarına çıkmak için yanımıza rehber almamız gerektiğini öğrenince, rotayı düşürüp dağın eteklerinde bulunan Hasan boğuldu/Sütüven şelalelerini görmeye karar verdik.



Bu tabeladan sola gidince Hasan Boğuldu/Sütüven Şelalesi. Sağa gidince kaz dağı eteklerindeki bir köye ulaşıyorsunuz. Köyde bir dolu pansiyon var. İstanbul'da tatili planlarken Kaz dağında bir gece kamp yapmayı da düşünmüştük ama netten kampları araştırınca, gördükki bu sessiz sakin yerler, meditasyoncu akınına uğramış. Zaten telefon edip fiyat sorduğumda geleceksek eğer, tarih için kesin rezervasyon istediler. Pek işime gelmedi doğrusu. Genel bir planımız vardı tabi ama şu gün şuraya yetişelim diyede kasmak istemedik.


Tabeladan sağa döndüğünüzde yaklaşık 2 km. ilerdeki kampingler.

kamping fiyatları çadırda sabah-akşam yemeği 2 öğün dahil
kişi başı!! (55TL.)




HASAN BOĞULDU MESİRE YERİ. GİRİŞ KİŞİ BAŞI 4 TL.








HASAN'ın boğulduğu rivayet edilen göl(cük).
Sanıyorum küresel ısınma ve HES projelerinin gazabına uğramış derelerden biriside bu!
İlkbaharda eriyen karlarla coştuğunu varsayıyorum ama
yinede bu haliyle burada değil Hasan, kedi bile boğulmaz. Sığ bir derecik...



Girişte az ilerde köylü pazarı var. Ama köylü teyzeler çok cabbar! 
Birşeyler satın almadan içinden geçemiyosunuz.
Çeşitli baharatlar, incir, çilek, zeytin ve zeytinyağı sabun vs. satıyorlar.
50 gr.dan 5 poşet dolduruyorlar 5 TL.
"yok teyze yerimiz yok dedik."
"yavrııımmm şuncacık şey, acık itiştirin, kakıştırın
bir yerlerinize sıkıştırvirin gari" dedi.


Altınolukta çay ve ihtiyaç molası.



Edremit-çanakkale yolu üzerindeki yazlık ilçelerden dolayı kalabalık bir yol. 
Hele önünüze tanker vs. denk gelmişse kuyruk baya bir uzayabiliyor.
Bütün yolculuk boyunca bir tek bu hatta tehlike yaşadık, sıkıştırıyorlar, yol vermiyorlar, karşıdan hatalı sollamayla gelse bile geri adım atmıyorlar, üstünüze doğru sürüyorlar.



Çok şükür kazasız belasız Ayvacık yoluna geldik.


Assos yolu rüzgar yine bize kızmış, sağlı sollu kroşeleri sıralıyor.



**Kadırga koyuna kuş bakışı...**



Koyun girişinde kampingleri ve otelleri gösteren şöyle bir tabela var.
Biz sağ taraftan devam ederek tek tek kampinglere fiyat soralım dedik.



Döner dönmez ilk roma dondurmacısını ve yanında DERYA - DENİZ kampingi görüyorsunuz, biz burdan önümüze atlayan duvar gibi delikanlıyı geçip yola devam ettik. Buraya bir es koyuyorum devamını sonraki resimde anlatayım. :)



Nasıl bir yorgunluksa sıcağın ve üstümüzdeki kılık kıyafetin hararetinden diye tahmin ediyorum. Türkiyenin belkide ilk motor kampinginin önünden hem de önümüze atladıkları halde :) teğet geçip ilerde ATHENA kampingin önünde durduk. İndik üstümüzdeki bir dünya ekipmanı sıcaktan buharlaşmadan jet hızıyla çıkartıp kaç para diye sorduk.
Kadırga koyunda şöyle bir uygulama var;
çadır+kahvaltı+akşam yemeği kişi başı 35 tl. plajda şezlon şemsiye dahil.
Sonradan öğrendim günübirlikçilere şemşiye-2 şezlong 15 tl ye veriliyormuş.
Kendi çadırını kurarsan, yemeksiz falan sadece çadır yeri 15 tl. Ordan çadır kiralarsan 4 kişilik çift yataklı yemeksiz 40 tl. içinde BAZA varr!! ciddiyim şaka yapmıyorum, bildiğin yataklı baza..
çok güldük ama resmini çekmeyi akıl edememişim :/

Biz o sıcakta diğer yerleri dolaşmaktan vazgeçip ki ne büyük hata plajın en dandik kampingine kapağı atmışız. yemeksiz (biz mangal falan yaparız gerek yok dedik!) 4 kişilik çadıra tamam dedik attık çantaları içine doğru denize...
Demekki neymiş?? kasktan rafadan kıvamda pişmiş kafayla kamp yeri seçmeyeceksin!
Akşam geri döndük pislik içindeki duşları ve unisex WCleri görünce duştan falan vazgeçip (açık duşta şöyle bir tuzumuzu atmıştık zaten) akşam güneşi gören iç ısısı 60 dereceye yaklaşmış bazalı çadırımızda jet hızıyla giyinerek yemek yiyecek yer bakmaya çıktık. Kadırga koyunu o zaman keşfetmeye başladık. Önleri restorant geniş arka bahçeleri kamping olan işletmelerin olduğu, en yakın merkeze (ayvacık) uzaklığı 22 km. olan bu koyda meğerse çadırların yemekli yarım pansiyon verilmesinin bir anlamı varmış! Adamların fiyat listeleri yok! tutturabildiğine çalışıyorlar. baktık koy çok uzun motorla turlayarak soralım dedik.
-Usta balık kaça? 10-15 TL civarı
-kalamar? ...... hımm 8 TL
- süperfreshmi! tazemi?
-sırıtarak "süperfresh yaa"
(memleketimde taze deniz ürünlerini bu fiyata verirlermi adama!)
Balıkta norveç uskumrusu, çuprası bişeyi zaten...


Neyse dedik "mademki kaçınılmaz, bari göz zevkimize hitap edecek,
 içimize sinecek bir yere girelim"
Derya-Denizin önünde durduk, sabah önünden geçerken bizi durdurmaya çalışan genç geldi.
biz daha birşeyler demeden "sabah geçen gri piaggiolar siz miydiniz? "dedi.
 "eee galiba.. :) neden sordun?" dedik. Bir çırpıda kampingin işletmecisi olduğunu, buranın aynı zamanda motor klubü olduğunu anlattı. Kendimize "ohaa!!" dedikten sonra içeri buyurduk.
İçerde bir aydır kampingten kampinge gezen Metin/Evren çiftiyle ve
düldülüyle (endrusuna öyle diyor) tatile çıkmış
Ayvalıklı Koray'la ve kampingin sahibi Nazmi'yle gecenin ilerleyen saatlerine kadar 

güzel bir sohbete karıştık.
Gece ayrılırken, sabah kahvaltıda buluşma planları yaparak, istemeyerek Athena kampingin yolunu tuttuk.






Tabiki gece başlayan koyu muhabbet sabahta tam gaz devam etti. Planlarımıza göre bugün son günümüzdü ve kahvaltı sonrası fazla oyalanmadan yola çıkmamız gerekiyordu.
Fakat sohbeti kesip bir türlü yollara düşemedik. 

Sonunda dönüşü bir gün daha ertelemeye karar verdik.
Zaten yapacakta başka birşey kalmamıştı, o saatte toplansak yola çıkmamız akşam üstünü bulacaktı. Gece yolculuğu yapmaktansa, bir gece daha konaklayıp sabah erkenden yola çıkmaya karar verdik.

Hemen koşup diğer kampingteki eşyalarımız Nazmi'nin kampına taşıdık.
Athenadan sonra Nazminin Derya-Deniz i bize saray gibi geldi.
Daha büyük alan, daha büyük ağaçlar dolayısıyla da
güneşten etkilenmeyen serin bir çadır.
Tertemiz WC-duş zeytin ağaçları altında sebzenizi bulaşığınızı yıkayabileceğiniz açıkhava lavabolarıyla çok cici bir yer oluşturmuşlar.



Beylerin bitmeyen motor sohbetleri...



Plajın ve denizin vede meşhur assos dondurmasının tadını biz çıkarttık.
wafflelı dondurması 4 TL. karadut ve sakızlı dondurmayı tavsiye ederim nefis. Bir de ballı badem var ballar içinde kristalleşmiş kıtır kıtır olmuş o da güzeldi.


Ertesi gün yola çıkacağımız için akşam Metin'le Evren'in çadırına misafir olup mangalda sucuk ve köz patlıcan salata yaptık.


Yemek sonrası Nazmi'nin frambuazlı pasta teklifiyle motorlarla
Ayvacık'a kadar gidip pasta yedik. 

(Ayvacık merkezle Assos Kadırga koyu arasındaki yolda devamlı  şiddetli rüzgar var. Adama sağlı sollu yapıştırıyor, serseme çeviriyor.)
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar motor muhabbeti başta olmaz üzere
bol bol sohbet ettik.
Ayvacık gezimizde dönerken beni baya bir üşüten rüzgar,
gece de sahilde şiddetini arttırarak devam etti.
Öyle ki çadırda rüzgarın uğultusundan hiç uyuyamadık.
Sabaha karşı tam dalmışız Nazmi "saat 5 haydi yolculuk vakti" diye bizi uyandırdı. Üşüyerek kalktık ve eşyaları motorlara yerleştirdik.
Nazmi ve Korayla vedalaşarak yola çıktık.

Burdan Nazmi'ye  her şey için çok teşekkür ediyorum!
Ayrıca Evren ve Metin'e istanbulda görüşmeye devam edeceğimizinde sözünü vererek son gündeki keyifli plaj sohbeti ve akşam yemeği için
binlerce teşekkür ediyorum!!
Sayelerinde tatilimizin son etabı çok daha güzel geçti. 

Keşke daha fazla vaktimiz olsaydı dedirtti. :)



Sabah 6'da kadırga koyunda ayrılıp yola düştük, yolu sabah sersemliğiyle biraz şaşırıp Behramkaleye doğru uzatarak (olsun oraları  da gördük sabah sabah) saat başı Lapseki'den Gelibolu'ya kalkan feribotu (yine son dakikada kılpayı) yakalayarak Gelibolu yarımadasına geçiş yaptık.



Kahvaltımızı feribotta çay ve tostla yaparak Gelibolu tarafında biraz daha mola verdik.



Sonrasında benim kaskımın düşen vidasını takmak için Malkara yolunda sağa çekip durmamız haricinde Tekirdağa kadar mola vermeden tamgaz devam ettik beyaa. 
Bir ara yeter artık diyerek mola yeri bile aramadan kendimizi
otobüs durağındaki koltuklara attık.
Bizi yolcu sanıp durakta bir otobüs dursa şöför bize bir anlam veremezdi kesin.


Öğleden sonra 1.30 gibi home sweet home diyebildik.
Eve varıp kendimizi koltuklarımıza atmamızın akabinde
Metin ve Nazmi arayıp sağolsunlar, emniyetle varıp varmadığımızı kontrol ettiler.

Bu tatil bizim için başlangıçtı ve güzel bir tecrübeydi.

Anılarımızda güzel bir yer edindi...

31 Ağustos 2011 Çarşamba

MOTORLA KUZEY EGE-ÇANAKKALE (2. bölüm) AYVALIK - CUNDA ADASI

Yazının ilk bölümü için BURAYA tıklayınız.

2. gün kampingin sorumlularından Hasan Tahsin abiden aldığımız tavsiyeler ve yol tarifleri doğrultusunda şöyle bir rota belirledik; Cunda adası merkez-Pateriça koyundaki rum köyleri- Ay ışığı manastırı-maden adasını gören yarımadadan denize girmek.. aldığımız notlar doğrultusunda yola çıktık. Cunda'yı anlatmadan önce ufak bir not eklemeliyim; Ayvalık'ın trafiği ayvayı yemiş. Maşallah istanbulu hiç aratmadı.

Biz 2 teker üstünde olduğumuzdan avantajlıydık ama yinede takılıp kaldığımız noktalar oldu.


Cunda adasına Ayalık'tan deniz yoluyla geçebileceğiniz gibi kendi vasıtanızla da gidebiliyorsunuz. Önce Ayvalık'tan Lale adasına doldurulmuş bir yolla oluşturulmuş köprüden geçip ardından Türkiyenin ilk boğaz köprüsü sayılan küçük bir köprüden geçerek Cunda'ya ayak basıyorsunuz.



Lale adasına geçişte soldan bastıran serin ve sert rüzgarı anlatması açısından alttaki resmi koyuyorum.
Rüzgar sörfüyle ilgilenenler için ideal bir yer.




** türkiyenin ilk boğaz köprüsü**



Bu yeldeğirmenini gördüğünüzde soldaki yolu takip ederseniz adanın merkezine inersiniz. Sağdan devam ederseniz muhteşem bakir koylarıyla pateriça yarım adasına doğru yolculuğa çıkarsınız.
Biz her iki tarafada gittik. Önce adanın merkezine indik. Klasik deniz kenarı restorantları ve hediyelik eşya, incik boncuk çarşısını dolaştık.


Rivayete göre bu kıyı restorantlarında yenilen yemeğin hazmı baya bi zormuş. Zira yemek sonrası gelen hesap bol sıfırlıymış. Ben giripte yiyenlerin yalancısıyım. Kahvaltıdan hemen sonra gittiğimiz için adada sadece dondurma yedik. Zaten restorantların hiçbirinde fiyat listesi diye birşey yok. Önünü kesip masaya davet ediyorlar. O da az buçuk fiyatlar hakkında bir fikir veriyor.


Mezelerin tazeliği, o kıyılarda tutulmuş olması, bolluğu ve çeşitliliğine diyeceğim yok.. Ama..
Egenin karşı kıyılarından Yunanlılar taze deniz ürünlerini sirtakiler eşliğinde gayet makul fiyatlara mideye indirirken, bizde şu güzelim nimetlerin el yakan fiyatları ve tüm sahil şeridinde " fiyatı beğenmiyon madem al o zaman bunu ye" diye dondurulmuş market ürünlerinin millete kakalanması insanın yüreğini buruyor. :(


**yengeç pane**


**kabak çiçeği dolması**


** Kalamar dolmalar, karides güveçler hepsi çok leziz ve davetkar**


** Balıklar ada civarından.. **


** restorantların hemen çaprazında ilerde solda bankamatikler..
ne de olsa daha fazlası lazım olacak :))**


**cem yılmaz yüzünden bitürlü deneyemediğimiz buzlu bademler**

Adanın dondurması çok meşhur denedik gerçektende lezzetli. Ben hindistan cevizli bu turkuaz renkli tercih ettim.
Dondurmacı her ne kadar " gıda boyası yok bu renk meslek sırrı" desede hindistan cevizli bir dondurmanın bu renk olabileceğine ben pek inanmıyorum. Sonuçta meyvanın rengi belli.. İçinde beyaz dışınde  renk pigmenti yok.

**(dondurmanın topu 1 TL. )**


**İncik boncuk çarşısı..ve Edirneden gelen kokulu meyva sabunları..**







**ada kahvesi**

Adanın merkezini gezdik sıra geldi yeldeğirmeninden sağa dönmeye.. Sürekli sağ kolu takip ederek asfalt yolu bitirip tali yoldan gitmeye devam edeceksiniz. Biraz sonra sağ kıyıda şöyle bir manzara belirecek...


İlerde yol ikiye ayrılacak ve bu tabelayla karşılaşacaksınız..
Biz önce sağ kolu takip ederek köyleri ve manastırı ziyaret etmek istedik.


İlk köye varmadan Hasan Tahsin abininde bahsettiği gibi Giritli Hasanın kulübesine vardık ve kendisine abinin selamını iletmek ve biraz dinlenmek için mola verdik.


Bu abimiz (eski adıyla Yorgo, yeni adıyla Hasan) bu karavanda keçileriyle falan tek başına bir hayat sürüyor. Yanlız kalmayı sevdiğini, kalabalıktan hoşlanmadığını anlattı. Bakmayın böyle izole göründüğüne adanın merkezinde tavernası, lokantası var. Hani şu yanına yaklaşamadıklarımızdan :)) Zaten bu karavanın önünde de küçük bir plaj var, ordada şemsiye şezlong kiralıyor.


**Hasan amca yuvarlak hesap 70 yaşında olduğunu söyledi. "İnce hesap yaş kaç amca dedim 73 falan" dedi.**

1. pateriça köyü; güzel sakin bir köy. Sakin ama ıssız değil, plajında son derece hoş bir beach vardı.
Giderken boş olan bu şemsiyelerin hepsi biz dönerken dolmuştu.



** adadaki ilkokul- biz öğretmenin ve öğrencilerin ne kadar şanslı olduğunu konuştuk, tabi birde onlara sormak lazım..**


2. pateriça köyü ; ile ilgili diyebileceğim... tek kelimeyle muhteşem...




Bu köydede lüks bir beach club var. Pateriça bech club. Giderseniz koya bakan terasında oturup bişeyler için fiyatlar fena değil. İsmini söylemek istemiyorum şimdi ama çok ünlü bir futbolcu da burada tatil yapıyordu.






pateriça beachin WCsindeki üç deniz kabuğu esprisi :)
CEZALANDIRICI filmindeki üç deniz kabuğunun mantığı hakkında baya bi düşünmüş olan beni çok güldürdü. Beğendim...


Pateriça beachte tanışıp ayak üstü zeytinler üstüne sohbet ettiğim bir bey (adını unuttum şimdi) bize manastırın şu an restore edildiği için ziyarete kapandığını ilerde bir patikadan yürürsek manastırı gören bir tepeden izleyebileceğimizi söyledi.
"Niye öyle bir yasak var" dedim.
"Özel mülk olduğu için" dedi. Manastırı Güler Sabancı almış... ve köydeki bir çok evi daha...
Köydeki evlerin dışardan fotograflamam dikkatini çekmiş. Bizi manastırın şu anki gece bekçisi olan çocukluk arkadaşının evine davet etti. Arkadaşı evde yoktu, telefon etti "evin anahtarı çömleğin yanında taşın altında" gibi bi sohbetten sonra anahtarı bulup bize evi açtı. Orada badem yiyip biraz sohbet ettik. Kendisinin de adada elli dönüm zeytinliği varmış ama sit alanı olduğundan etrafına çit bile çekemiyormuş, ondan yakındı. (Bence iyiki açmıyorlar 5 senede yer bitirirler güzelim Cunda'yı. )

Ama adalılar kesinlikle çok konukseverler... İşte o evden birkaç foto.





İstersek ilerde pansiyon olarak tutabileceğimiz konusunda anlaşıp,
kendisine teşekkür ederek evden ayrıldık ve geldiğimiz yoldan geri dönerek tabelalardan
Kale adası tarafına yöneldik.
Hasan Tahsin abi Pateriça yarım adasından Kale adasına geçişe
izin verecek sığlıkta
bir bölüm olduğunu, burdan karşıya yürüyerek geçebileceğimizi söylemişti.
Maksadımız bunu tecrübe etmekti ama
yolun yumuşak kum, toprak karışımı oluşu,
yanımızdaki suyun bitmesi, karnımızın acıkması
ve daha ne kadar gideceğimizin belli olmaması bizi caydırdı.
hatta 4 genç ıssız bir koya giderler ve olaylar gelişir repliği kulaklarımızda yankılandı durdu. :))
Geri döndük geldiğimiz kadarını bile zor dönmüşken
akşam üstü bu yollara girmek çok mantıklı gelmedi.
Ama aklımızda kalmadı değil.
Daha sonra google mapten baktım az daha ilerlesek kale adasını görecekmişiz. Kısmet değilmiş..

Yol hakkında fikir vermesi içi alttaki resmi koyuyorum.

AYVALIK SARIMSAKLI PLAJI
Sıcaktan rüzgara rağmen iyice bunaldığımız için Cunda gezimize son verip 7 km uzunluğunda kumsala sahip meşhur sarımsaklı plajına yöneldik.
ve varıncada biz ufak bir yan yatma yaşadık.
Allahtan hızlı davrandık, ben hemen bacağımı açtım ve düşmeden yana atladım.

Fotograf makinemde açıktı, Gökhanı kumdan kurtulurken çektim.






Denizi gerçekten çok güzel gözlüğümü takıp atlar atlamaz balıklarla selamlaştık. Deniz hem temiz hem sığ fakat çok soğuk. Ağustosun son haftası girilecek yerlerden değil. Rüzgarında etkisiyle içinde fazlaca oyalanmanıza izin vermiyor. Plaj boydan boya numaralandırılmış cafelerle dolu. 1 şemşiye-2 şezlong 15 TL duş bedava. Eksik olmasınlar... Yer yer sahilde çam ağaçları var erken gidip birtanesini kaparsanız gölgelik bedava... :) Ama genelde yazlıkçılar kapıyor kendi mülkleri gibi birşey olmuş o ağaçlar.


Akşam 7.30 civarında gün batımını izlemek için Sarımsaklı'dan Ayvalık'a "dönerken solda, giderken sağda" kalan Şeytan Sofrası denilen tepeye çıktık. Ayvalık - Cunda ve etrafındaki 22 irili ufaklı ada en güzel bu tepeden görülüyormuş.


Gün batımı gerçekten şahaneydi ama o rüzgar .. başımın belası rüzgar...
Deniz kenarında dengeni bozacak kadar kuvvetli rüzgarın,
tepede ne hale gelebileceğini hayal gücünüze bırakıyorum.




Bu gençte muhtemelen facebook profil fotografı çektirmeye çalışıyor. 
Bulundukları alan korunaklı alanın dışında kalıyor, 
rüzgar olmasaydı bile yaptıkları tehlikeli birşeydi.
Uyarılara aldırmadan dengelerinibir  kaybedip, bir toparlayarak işlerini hallettiler. 

Artık ne kadar karizmatik göründüğünün takdirini size bırakıyorum.


**Gökhan şeytan sofrasının manzarasına bayıldı.**



Ne acayip bir milletiz, tepede yer gök böyle peçete bağlanmış ağaçlar doluydu. İnsanlar buraya gelip "diliyorlarmış".


Bu da şeytanın olduğu varsayılan taştaki ayakizi. Ona da para doldurmuşlar. 
Şeytanın değilde eşşeğin ayağı demek geliyor içimden. 
Dönüşte Bim markete girdik ve akşam mangal yapmak için köfte-tavuk-domates biber aldık. yanımızda tabak çanak yoktu plastik tabak çatal bardak aldık.
İşimiz bitincede çöpe attık.
Bir önceki gün birer tabak akşam yemeği için harcadığımız paraya
 abur cuburuda dahil süper bir yemek yedik.

Kamping alanı yağlı reçine çamlarla kaplı olduğu
ve rüzgar akşam üstü iyice delirdiği içinmangal yakmakta tereddütde kaldık.
Pansiyon görevlilerine sorduk onlar aşağıdaki kumsalda köz haline getirip,
 yukarı çıkartıyorlarmış.
Gökhan mangalı yakmak için aşağıdaki kumsalı kullandı.Hatta pansiyondan 2 kişi daha aşağıda mangal közlendirdiler.
Ateş iyice közlendikten sonra çadırın oraya çıkarttık..

Aradan 10 dakkika geçmeden sirenlerini çala çala itfaiye geldi.
Meğer kampın karşısındaki yazlıkçı siteden şikayet etmişler.
"ateş yakıp, ellerinde çamlık alana koştular diye." :))
itfaiye erleri korunaklı alandaki közü durulmuş mangalımızı görünce
"tehlike yok diyip" geri döndüler.
Ama ben hala düşünüyorum onca çamın arasında o uzaklıktan
çadırlık alanda bizi çıplak gözle görmelerine imkan yok. Kampingçiler yılmış artık burda az bir hareket olsun ya polis ya itfaiyeye şikayet ediyorlar dediler. Halbuki ortadan anayol geçiyor ve hiçbirşekilde rahatsız olmalarına imkan yok.

Karşı sitede doğaya duyarlı, neo-kampçı röntgenciler var. :D



Masamızın üstten aydınlatmak için Boranın bulduğu yöntem.
Bim poşeti içinde şarjlı lambamız.


Sabah kahvaltısı için Simit kafeyi önerebilirim marinanın hemn hemen karşınına denk geliyor yolun kenarında manzaralı güzel bir yer. İki kusuru var;  Biri sineklerin istilasına uğruyorsunuz yemek yerken rahat bırakmıyorlar, diğeri de masaları 4 kişi için çok küçük.
Elin kolun çatalın bıçağın çayın falan sığmıyor. 



Güveçte menemen (5 TL) ve çay ( 1 TL) tavsiye ederim. çok güzeldi..

DEVAMI GELECEK...